Bir kadının kalbi kaç parçaya ayrılabilir bilmiyorum. Binlerce parça belki. En büyük parçadan başlayarak. Peki o dağılım neyin nesi? Önce kalbin yüzde yüzdür. Sonra biri gelir, kalbinin belki de tamamı artık onundur. Sonra o gider bir diğeri gelir. Kalbin ayrılır yüzdelik parçalara. Parça parça ayrılır ruhun. Ve herkesin parçası, yüzdesi değişsede hala vardır kadın kalbinde. O ilk aşkında, o en çok acıtanında ve hatta umurunda bile olmayanında.
Nasıl yada neden bilmiyorum. Neden birden bire yanar kalp. Yanında en çok sevdiğin duruyor olsa dahi, onu görürsün, hani şu bir önceki maçın galibi. Göz göze gelirsin. Dersin; "O beden benimdi". O gülen yüz. O haşarı, deli dolu kalp. Sonra yanında ki adama bakarsın. Biraz daha sokulursun kanatlarının altına. Güvende olduğunu bilirsin. Onun o deli saldırılarına karşı savunacaktır sevdiceğin kalbini. Yeni olan. Yüzüne baktığında seni mutlu eden. Eskisi elini uzatıp sana dokunmaya kalktığında, o uzanan elleri kıracaktır bilirsin. Ve nasıl olduğunu anlamazsın. Hani en büyük olan eskisiydi der kalbin. Yenisinin yüzdesi nasılda fazladır şimdi. Keşke dersin eski olanın kalıntılarını yok etse sevdiceğim. Çok az erkek kendisinden önce bu kalbi fetheden kişiyi tamamen silebilir kadının kalbinden. Hepinize silecek bir erkek bulmanız ümidiyle...
20 Ocak 2011 Perşembe
19 Ocak 2011 Çarşamba
Cinsel Eğitim
Nereye gidiyoruz bilmiyorum. Ya da belki bilmek istemediğimdendir, bilmemem. Ama bildiğim bir şey varsa tüm bu olanlar hayra alamet değil. Yurtdışının ahlaki kurallarını yargılamamıza rağmen günümüzde bakıyorum da onlardan bir farkımız kalmamaya başladı. Üstelik daha da feci bir şekilde üstü örtülü yaşanıyor her şey. Ve tüm bunlar felaketler ile sonuçlanıyor. 15 yaşında ki kız çocuğunun, ki evet benim gözümde kız çocuğudur, bebeğini çöp konteynrına atıp öldürmesi gibi.
Ahlak temsili bir insan değilim. Her konuda ahlaklıyım diye savunamam. Ama kurallarım vardır. Genç bir kızın neleri yaşayıp neleri yaşamaması gerektiğini biliyorum. Erkek arkadaşı ile birlikte olmuş olmamış konusu değil takıldığım konu. Takıldığım konu kesinlikle bekaret meselesi değil. Zamanı geldiğinde bunların yaşanması doğaldır. Elbette yaşanır. Ama 15 yaşında değil. Kesinlikle değil. Ve ne yazık ki son yıllarda lise öğrencilerinin büyük bir kısmı bu hataya düşüyor.
Önemli bir örneği kendi yaşamımdan verebilirim. Yakın arkadaşlarımdan biriyle benim evimde oturuyoruz. Kapı çaldı. Alıcaklı gibi hem de. Gelen kişi, arkadaşımın mahallesinden komşusu. Daha 14 yaşında ve korkudan titriyor. "Hayırdır, ne oldu?" dedik. Sevgilisi ile birlikte olduğunu ve şimdi de hastahaneye gideceklerini söyledi. Hastaneye gitmelerinin sebebi ise bekaretini diktirmek istemesi. Nasıl şaşırtıcı mı? Ben her gün böyle şeyler duyuyorum.
Bilinçsizce, daha neyin ne olduğunu öğrenmeden bunları yaşamaları doğal gelmiyor bana. Evet ben de bekarım ve ilişkilerim oldu. Ben ilk ilişkimi yaşadığımda, 18 yaşım dolmuştu. Ve en azından yasaların önünde bir bireydim. Kendi hareketlerimden sorumlu tutulabilecek tek kişi kendimdim. Bu gibi ters bir durum yaşamayacağımı da biliyordum. Çünkü gerçekten olgundum ve ne istediğimi biliyordum. Bu konularda pratik bilgim olmamasına rağmen teorik bilgim vardı. Ve kendimi hiç bir zaman ters bir durum içerisinde bulmadım. Çünkü bilinçliydim. Bu bilinç ne yazık ki bana ailem tarafından gelmedi.
Ailem şimdi ki gençlerin tabiriyle geri kafalıydı. Ki bence geri kafalı olmak en iyisidir. Modernizm dediğimiz şeyin bizden neleri götürdüğünü bir düşünmeliyiz. Ben ,kadın erkek ilişkileri, seks, sevişmek, öpüşmek gibi konuları ortaokul yıllarımda herkes gibi arkadaş ortamında konuşulanlardan öğrendim. Bir ilk gece anlatımı vardır ki, hangi genç kıza anlatsanız korkudan kaçacak delik arar. Ama bunun bana çok şaçma geldiğini hatırlıyorum. Daha sonraları kitaplardan, evet dalga geçmiyorum, konu ile ilgili bilimsel kitaplardan okuyup öğrendim bildiklerimi. O ilk gece olayının aslında korkulacak hiç bir yanı olmadığını ve kişinin duruma ne denli hazırlıklı olduğu ile ilgili olduğunu okudum öğrendim. Şimdi ise aklıma takılan şu; Cinsel eğitim okullarda verilmeli mi? Ve eğer verilirse ne denli ciddi olur?
Beni tanıyan herkesin bildiği gibi çocuk sahibi olmayı planlamıyorum. Ama eğer çocuğum olursa bir gün ona bu konuda eğitimi ben vermek isterim. Dışarıdan abuk subuk bilgiler edinmesinden yana değilim. Birinci elden tecrübe ettim çünkü. Arkadaş ortamında anlatılanlar ile bir kız çocuğu o ilk geceye hazırlanırsa yanmış demektir. Eski adet nasıldır bilir misiniz? Düğünden bir gece önce büyükler toplanır ve kıza yarın gece yaşanacakları anlatır. Yatağa uzan, bacaklarını ayır, pozisyonunu al... Var mı böyle bir saçmalık? Tabi benim gözümde saçmalık. Eskilere göre normal. İyi de insan bünyesi travmaya açıktır. Bu konuda hiç bir şey bilmediğinizi ve birinin gelip size cinsel birleşmeden bahsettiği düşünün. Ben de düşünüyorum. Kafayı tırlatırdım herhalde.
Açıkçası, cinsel eğitim konusunda hala kafamda bir dünya soru var? Nasıl yapılabilir bilmiyorum. Ama bir şekilde yapılması gerektiğini düşünüyorum. Kendini nasıl koruyacağını bilmeyen bir askeri, bu savaşsa eğer, savaşa gönderemezsin. Korunmak, cinsel hastalıklar ve sonra gebelik. Bunlar kız yada erkek farketmez. Cinsel eğitim çağına geldikleri anda ciddi bir şekilde gençlere öğretilmesi gereken şeyler. Ve belki de en başta ailelere öğretmeliyiz. Çocukları zor bir durumda kaldığında çocuklarının yanında olmaları gerektiğini. Belli ki kız hamile kaldığında ailesinden korkmuş. Korkudan çocuğunu çöpe atmış. Eğer korkmasaydı böyle mi olurdu? Nasıl olurdu? Şöyle olurdu;
Kız ailesine bunu anlatırdı, ailesi onu aşağılar, sevdiği erkeği canından bezdirene dek döverdi ve bu iş nikah masasında biterdi. Yaptıkları ufak bir hata tüm ömürlerine mal olurdu. Erkek bir ömür belki de sevmeyeceği, anlaşamayacağı o kıza hayatı zehir ederdi, kız da bir ömür "alnında ki kara leke" ile kocasının tüm yaptıklarını sineye çekerdi. Malesef bu söylediklerim ülkemizde fazlasıyla yaygın. Kahretsin ki yaygın.
Belki de kız en iyisini yaptı, söylememekle. Ama sonucu bebeğinin hayatına mal olmamalıydı...
Ahlak temsili bir insan değilim. Her konuda ahlaklıyım diye savunamam. Ama kurallarım vardır. Genç bir kızın neleri yaşayıp neleri yaşamaması gerektiğini biliyorum. Erkek arkadaşı ile birlikte olmuş olmamış konusu değil takıldığım konu. Takıldığım konu kesinlikle bekaret meselesi değil. Zamanı geldiğinde bunların yaşanması doğaldır. Elbette yaşanır. Ama 15 yaşında değil. Kesinlikle değil. Ve ne yazık ki son yıllarda lise öğrencilerinin büyük bir kısmı bu hataya düşüyor.
Önemli bir örneği kendi yaşamımdan verebilirim. Yakın arkadaşlarımdan biriyle benim evimde oturuyoruz. Kapı çaldı. Alıcaklı gibi hem de. Gelen kişi, arkadaşımın mahallesinden komşusu. Daha 14 yaşında ve korkudan titriyor. "Hayırdır, ne oldu?" dedik. Sevgilisi ile birlikte olduğunu ve şimdi de hastahaneye gideceklerini söyledi. Hastaneye gitmelerinin sebebi ise bekaretini diktirmek istemesi. Nasıl şaşırtıcı mı? Ben her gün böyle şeyler duyuyorum.
Bilinçsizce, daha neyin ne olduğunu öğrenmeden bunları yaşamaları doğal gelmiyor bana. Evet ben de bekarım ve ilişkilerim oldu. Ben ilk ilişkimi yaşadığımda, 18 yaşım dolmuştu. Ve en azından yasaların önünde bir bireydim. Kendi hareketlerimden sorumlu tutulabilecek tek kişi kendimdim. Bu gibi ters bir durum yaşamayacağımı da biliyordum. Çünkü gerçekten olgundum ve ne istediğimi biliyordum. Bu konularda pratik bilgim olmamasına rağmen teorik bilgim vardı. Ve kendimi hiç bir zaman ters bir durum içerisinde bulmadım. Çünkü bilinçliydim. Bu bilinç ne yazık ki bana ailem tarafından gelmedi.
Ailem şimdi ki gençlerin tabiriyle geri kafalıydı. Ki bence geri kafalı olmak en iyisidir. Modernizm dediğimiz şeyin bizden neleri götürdüğünü bir düşünmeliyiz. Ben ,kadın erkek ilişkileri, seks, sevişmek, öpüşmek gibi konuları ortaokul yıllarımda herkes gibi arkadaş ortamında konuşulanlardan öğrendim. Bir ilk gece anlatımı vardır ki, hangi genç kıza anlatsanız korkudan kaçacak delik arar. Ama bunun bana çok şaçma geldiğini hatırlıyorum. Daha sonraları kitaplardan, evet dalga geçmiyorum, konu ile ilgili bilimsel kitaplardan okuyup öğrendim bildiklerimi. O ilk gece olayının aslında korkulacak hiç bir yanı olmadığını ve kişinin duruma ne denli hazırlıklı olduğu ile ilgili olduğunu okudum öğrendim. Şimdi ise aklıma takılan şu; Cinsel eğitim okullarda verilmeli mi? Ve eğer verilirse ne denli ciddi olur?
Beni tanıyan herkesin bildiği gibi çocuk sahibi olmayı planlamıyorum. Ama eğer çocuğum olursa bir gün ona bu konuda eğitimi ben vermek isterim. Dışarıdan abuk subuk bilgiler edinmesinden yana değilim. Birinci elden tecrübe ettim çünkü. Arkadaş ortamında anlatılanlar ile bir kız çocuğu o ilk geceye hazırlanırsa yanmış demektir. Eski adet nasıldır bilir misiniz? Düğünden bir gece önce büyükler toplanır ve kıza yarın gece yaşanacakları anlatır. Yatağa uzan, bacaklarını ayır, pozisyonunu al... Var mı böyle bir saçmalık? Tabi benim gözümde saçmalık. Eskilere göre normal. İyi de insan bünyesi travmaya açıktır. Bu konuda hiç bir şey bilmediğinizi ve birinin gelip size cinsel birleşmeden bahsettiği düşünün. Ben de düşünüyorum. Kafayı tırlatırdım herhalde.
Açıkçası, cinsel eğitim konusunda hala kafamda bir dünya soru var? Nasıl yapılabilir bilmiyorum. Ama bir şekilde yapılması gerektiğini düşünüyorum. Kendini nasıl koruyacağını bilmeyen bir askeri, bu savaşsa eğer, savaşa gönderemezsin. Korunmak, cinsel hastalıklar ve sonra gebelik. Bunlar kız yada erkek farketmez. Cinsel eğitim çağına geldikleri anda ciddi bir şekilde gençlere öğretilmesi gereken şeyler. Ve belki de en başta ailelere öğretmeliyiz. Çocukları zor bir durumda kaldığında çocuklarının yanında olmaları gerektiğini. Belli ki kız hamile kaldığında ailesinden korkmuş. Korkudan çocuğunu çöpe atmış. Eğer korkmasaydı böyle mi olurdu? Nasıl olurdu? Şöyle olurdu;
Kız ailesine bunu anlatırdı, ailesi onu aşağılar, sevdiği erkeği canından bezdirene dek döverdi ve bu iş nikah masasında biterdi. Yaptıkları ufak bir hata tüm ömürlerine mal olurdu. Erkek bir ömür belki de sevmeyeceği, anlaşamayacağı o kıza hayatı zehir ederdi, kız da bir ömür "alnında ki kara leke" ile kocasının tüm yaptıklarını sineye çekerdi. Malesef bu söylediklerim ülkemizde fazlasıyla yaygın. Kahretsin ki yaygın.
Belki de kız en iyisini yaptı, söylememekle. Ama sonucu bebeğinin hayatına mal olmamalıydı...
14 Ocak 2011 Cuma
AV MEVSİMİ
Hayatımın büyük bir bölümünü aktörlere aşık olarak geçirdim. Oynadıkları karakterlere veya bizzat kendilerine. Sebebi belki de gerçek hayatta o erkeklerin olmamasıdır. Ben o aktörler gibi aşık olan bir erkek görmedim gerçek hayatta.
Peki neydi o adamlarda bizi çeken? Şeytan tüyü yoktu elbet. Ama işte bazen öyle karakterler çıkar ki yazarların kaleminden, her kadının can evinden vurur. Yüreğinize indirir bakışları. Belki o kadar sevmiyorsunuzdur gerçekte o aktörü.
Neden bunları anlatıyorum, şu yüzden; son zamanlarda istisnasız her arkadaşımdan "öyle bir koca istiyorum" lafını duyduğum "İdris"i anlatmak için. Hangi "İdris"? Yavuz Turgul'un "Av Mevsimi" filminin "Deli İdris"i. Hepimizi can evinden vuran "Deli İdris"i. Sevdiği kadın için gerekirse uğruna bizzat onu öldürecek o deliyi.
Tüm kırgınlıklarına, deliliklerine ve yaşanılan hezeyanlara rağmen dönüp "Asiye iyi kızdır" diyen adama hangimiz hayranlıkla bakmadık. Öldürecekti sevdiği kadını, hangimiz inandık İdris'in Asiye'ye kıyabileceğine ve hangimizin boğazının orta yerinde bir yumru oluşmadı dudakları birbirlerinin dudaklarına kitlendiğinde.
Bir adam ne kadar sevebilir bir kadını? Bunun bir sınırı var mı? Ama biliyorum ki İdris gibi sınır tanımadan seven erkekler var. Hayatın zorluklarının içinde hala "Asiye"sini düşleyen, "Ben karımı hiç aldatmadım" diyen adamlar var.
Bu karakteri yaratan Yavuz Turgul'un önünde saygı ile eğilirken, karaktere bazen bakışlarıyla, tebessümleriyle, bazen de o tüm dram sahnelerine rağmen bizi güldürebilmesiyle hayat veren, onu perdeden bizlere aktaran Cem Yılmaz'a saygılarımı ve sevgilerimi arz ederim...
Peki neydi o adamlarda bizi çeken? Şeytan tüyü yoktu elbet. Ama işte bazen öyle karakterler çıkar ki yazarların kaleminden, her kadının can evinden vurur. Yüreğinize indirir bakışları. Belki o kadar sevmiyorsunuzdur gerçekte o aktörü.
Neden bunları anlatıyorum, şu yüzden; son zamanlarda istisnasız her arkadaşımdan "öyle bir koca istiyorum" lafını duyduğum "İdris"i anlatmak için. Hangi "İdris"? Yavuz Turgul'un "Av Mevsimi" filminin "Deli İdris"i. Hepimizi can evinden vuran "Deli İdris"i. Sevdiği kadın için gerekirse uğruna bizzat onu öldürecek o deliyi.
Tüm kırgınlıklarına, deliliklerine ve yaşanılan hezeyanlara rağmen dönüp "Asiye iyi kızdır" diyen adama hangimiz hayranlıkla bakmadık. Öldürecekti sevdiği kadını, hangimiz inandık İdris'in Asiye'ye kıyabileceğine ve hangimizin boğazının orta yerinde bir yumru oluşmadı dudakları birbirlerinin dudaklarına kitlendiğinde.
Bir adam ne kadar sevebilir bir kadını? Bunun bir sınırı var mı? Ama biliyorum ki İdris gibi sınır tanımadan seven erkekler var. Hayatın zorluklarının içinde hala "Asiye"sini düşleyen, "Ben karımı hiç aldatmadım" diyen adamlar var.
Bu karakteri yaratan Yavuz Turgul'un önünde saygı ile eğilirken, karaktere bazen bakışlarıyla, tebessümleriyle, bazen de o tüm dram sahnelerine rağmen bizi güldürebilmesiyle hayat veren, onu perdeden bizlere aktaran Cem Yılmaz'a saygılarımı ve sevgilerimi arz ederim...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)