15 Aralık 2010 Çarşamba

İçimdeki Kadınlar...

İçimdeki Kadınlar...
3 kadın tanıyorum, içimden taa benden onlar.Hepimiz bir bütünüz aslında ama hepimiz ayrı yanlarını temsil ediyoruz bir bütünün. Peki bütünü ortaya çıktığında nasıl biri oluyor?
Bu üç kadınında en sevdiği renk kırmızı. Kan kırmızı. Günahın, aşkın, gülün, hataların, yalanların, acının, hayatın rengi. Çok sevmemize rağmen kırmızı bize yakışmıyor. Çünkü masum olmak istiyoruz. İçten içe yanıyoruz. Masumiyetimizi geri alabilmeyi isterdik.
En iyi yaptığımız şey yazı yazmak. Tek şükrettiğimiz şey bu belki de. Allah'ım bize bu yeteneği verdiğin için teşekkürler. Çünkü bu da olmasa nasıl ayakta dururduk bilmiyoruz. Yarattığın bu güzel ruhu kirlettiğimiz için özür dileriz. Her adımda biraz daha kötüleşiyoruz. Ama hala seniniz. Gördüğümüz ışığını unutmadık. Hala sana aitiz.
En sevdiğimiz canlı kesinlikle insan değil. Nankör deseler bile favorimiz kediler. Kucağımızda yumuş yumuş durduğu için belki de. İnsanlar öyle durmuyor ki kucakta. Tırmalayıveriyorlar. Derine, tenine işliyor tırnak izleri. Dişleriyle, tırnaklarıyla parçalayıp kanatıyorlar ruhumuzu.
Klip tadında yürümeyi seviyoruz. Tanımadığımız kişilere selam vermeyi. Günaydın, kolay gelsin, iyi akşamlar demeyi. Basit şeyler için teşekkür etmeyi seviyoruz.
Sevmeden yaptığımız tek şey ağlamak. Hani ruhu temizliyordu? Bunu kim uydurdu ki? Ruhu temizlediği falan yok. Sadece içinde bir okyanus oluşturuyor. Ve sen o okyanusta boğulup gidiyorsun.Tıpkı bizim gibi...

Hiç yorum yok: